Duyu Organları ve Reseptörler
Vücudumuzda bulunan duyu reseptörleri (almaçlar), çevremizdeki değişimleri algılayan özelleşmiş yapılardır. Her reseptör belirli bir uyarı tipini almak için özelleşmiştir ve her birinin algılaması için bir alt ve üst eşik vardır. Örneğin kulağımız sadece belirli titreşim aralıklarındaki sesleri duyabilir.
Reseptörler bulundukları yere göre ikiye ayrılır: Dış reseptörler vücudun dışından gelen uyarıları algılarken (beş duyu organımızda bulunur), iç reseptörler vücudumuzun durumu hakkında bilgi verir. Kas gerilimleri, iç basınç, vücut sıcaklığı, kandaki glikoz ve CO2 seviyesi gibi değerleri iç reseptörler sayesinde algılarız.
Uyarı tipine göre reseptörler dört gruba ayrılır: Fotoreseptörler gözde bulunup ışık ve renkleri algılar; mekanoreseptörler deri ve kulakta bulunup dokunma, basınç ve sesi algılar; kemoreseptörler dil ve burunda bulunup kimyasalları algılar; termoreseptörler ise deride ve hipotalamusta bulunup sıcaklık değişimlerini algılar.
💡 Biliyor muydun? Her duyu organının bir algılama eşiği vardır. Örneğin insan kulağı 20 Hz ile 20.000 Hz arası sesleri duyabilirken, köpekler 50.000 Hz'e kadar olan sesleri duyabilir!
Gözün Yapısı
Göz, ışığı algılayan fotoreseptörlerin bulunduğu kompleks bir organdır. Göz küresi üç tabakadan oluşur: en dışta sert tabaka (sklera), ortada damar tabaka (koroid) ve en içte ağ tabaka (retina).
Sert tabaka, gözün beyaz kısmı olup şeklini korur ve ön tarafta şeffaflaşarak korneayı oluşturur. Damar tabaka, kan damarları ve pigmentler bakımından zengin olup ön kısımda iris ve silli cisimciği oluşturur. İrisin ortasındaki açıklığa göz bebeği denir ve ışık miktarına göre büyüyüp küçülür.
Göz merceği, silli cisimciğe asıcı bağlarla tutunur ve görüntüyü retinaya odaklar. Mercek ile retina arasında camsı cisim bulunur. Retinada sarı nokta (benek) üzerinde görme gerçekleşir. Bu bölgede bulunan fotoreseptörler ışığı algılayarak sinir impulslarına dönüştürür.